Allotropi

Görüneni görmemeye, söyleneni duymamaya, olacağı oldurmamaya yeminliydi. Uzlaşmazdı. Öfkeliydi. Her şeye. Herkese.

Aklını durdurmuş belirsiz değişkenlerin varlığını redderken, aynı zamanda onlar sayesinde hayatta kaldığını düşünüyordu. Amaçsız, fikirsiz, güvensiz ve bencildi. Her şeyi reddedecek kadar budalaca bir güçle etrafına iyi olmayan her şeyin tohumunu ekiyordu. Nefret doluydu. Her şeye. Herkese.

Bugüne kadar yapmak isteyip yapamadıkları yoktu. Düşünmedi. Yapacak şey aramadı. Bulmadı. Yapmadı. Yıllar, herkesi olgunlaştırırken onu sadece yaşlandırıyordu. Hayatın her anına karşı övünülesi bir tutkusuzluk içindeydi. Adına yaşamak demedi hiç. Tek erdemi, bu acınası farkındalığıydı. Duaları ertesi sabah uyanmamak üzerine kuruluydu. Beddua ederdi. Her şeye. Herkese.

Hem olmadığı biri gibi göründüğünü sanardı, hem de görünmediği gibi biri olduğunu. Ömrünü düşünmeye adayanların dahi aklından geçen her şeyi yok edebileceğini sandığı muazzam bir karanlık ve bilgelik sandığı bir cehaletin içindeydi. Bilmezdi. Merak etmezdi. Öğrenmezdi. Öğretmezdi. Cehaletle suçlardı. Herkesi. Her şeyi.

İyi olan ne varsa başkalarınındı. Başkaları’ndan biri olmayı istedi. Zaman değersizdi. Mekan gereksizdi. Madde yoktu. Mana hiç olmamıştı. Başkaları kendi olmaya devam ederken, sadece izleyici olmaktı tercihi. Hayatın en basit zevklerinden kendini mahrum bırakmakta ustalaştı. Zevk yoktu. Güzel bir şarkıyı arkadaşlarıyla paylaşmadı. Arkadaş yoktu. Şarkı yoktu. Güzel yoktu. Sadece kendisi vardı. Düşmandı. Herkese. Her şeye.

Geçmişte yaşadığı her şey kabahatten ibaretti. Hayat, ağzından dökülen iyi sayılabilecek nötr sözlerle, derin nefreti arasındaydı. Küfürlerinin dahi artık tesir etmediği bir duyarsızlığa ulaştırmıştı kendini ve herkesi. Sözcüklere duyarsızdı. En ağır sözleri dahi ciklet kağıdındaki falını okur gibi söyler ve karşılık beklerdi. Karşılığın gelmesi için elinden geleni yapardı. Acımasızdı. Herkese. Her şeye.

Tanrı’ya, hayata, sahip olduklarına, sahip olamadıklarına ve sahip olamayacaklarına şükran duymazdı. Tanrı’nın armağanı olan her şeyi reddederdi. Doğuştan sahip olduğu ne varsa köreltmişti. İnanç, sahip olmak istediklerinin başlangıcından, onlara sahip olamadığı ana kadar geçici bir umuttan ibaretti. Umutsuzdu. Denemezdi. Yanılmazdı. Sanki, doğduğu gün vazgeçmişti. Her şeyden. Herkesten.

Kendini İzmir sanan Ankara’ydı. Ne Ankara olabildi, ne İzmir. Güzel olan her şeyi geçmişte, olgunluğu gelmeyecek bir gelecekte kalmıştı.

Anlatmak istedim.

Duymadı.

Ve yine kendiyleydi.

Avogadro

“Bedenim, ruhum, enerjim ve düşüncelerim iki boyutlu bir evrende dahi aynı noktada olmayı başaramaz.” dedim.

“Sadece dört parçaya ayrılmış olmana sevindim.” dedi.

Dört bin parçalık puzzle’lar gibiydi. Bulduğunu sandığın parçası asla olması gereken parça değildi.

Birleştirmek istedim.

Yapamadım.

Ve daha çok parçalandı.

Enerjinin Korunumu

“x için harcadığın enerji, x’ için harcadığın enerjiden daima küçüktür” dedim.

x’e hangi değeri vereceğimi sordu.

Seni elde etmek için harcadığım enerji, seni terk ederken harcayacağım enerjiden daha küçük, dedim.

Sustuk.

Ve terk etti.

Eylemsizlik İlkesi

“Hayatım, nereden başlayacağımı bilmediğim için başlayamadıklarımı düşünmekle geçiyor.” dedi.

“Beraber başlayamayalım.” demenin bir başlangıç olacağını görmezden gelecek kadar sarhoştuk.

Görmezden geldik.

Ve bir de bitemeyen ekledik.

İtme & Momentum

Çekici bir kadın, gücünün ve çocuksuluğunun aynı anda farkında olandır.

Tehlikeli bir kadın, çekiciliğinin farkındalığını eyleme terfi ettirebilendir.

Ve sen en tehlikelisiydin.

Sonlu Elemanlar

KARAMAN ÇİFTLİĞİ. DIŞ GÜN.

Beni görmesiyle, gözlerinin içi gülerek otuz metre öteden yanıma gelmesi arasında saniyeler, sevinçle sarılması ile ayrılıp gözlerime bakması arasında sonsuzluk vardı.

O an zaman durmalıydı.

O an sonsuzdu.

Zaman durmadı.

Nisan

“Beni iyileştir.” dedim.
O gün, yaptı.

Yarını sordum.
“Bugünle barış.” dedi.

Öleceğini bilerek yaşamak gibiydi.
Ben, öleceğimizi biliyordum; O, hala yaşadığımızı.

Yetmezdi.

Yetmedi.

“Bana sensizliğini öğret.” dedim.
“Peki”, dedi. Gitti.

Sonra, öğrendim.

Rehabilite

Loş bir oda, boş bir bakış.
Pür ekran.
Pür pencere.
Pür ufuk.

Ufukla birleşen göl.
Pür su.
Pür gece.
Pür ay ışığı.

Gölün çevresi dağ.
Pür yüksek.
Pür soğuk.
Pür hayal.

Dağdan öte düşünceler.
Pür yalnız.
Pür sessiz.
Pür izole.

Enişte Dili ve Edebiyatı

Eğer bir yerlerde bolca neden-sonuç ilişkili cümleler duyarsanız bilin ki yakınlarda bir enişte vardır.

– Yiyin de bitsin.
– Şunları alın da kalmasın.
– Gidin de gelin hadi.
– Arayın da haber verin.

Bir de, “vesait”.